Eşlerin birbirlerini elle tatmin etmesi günah mı ?

Emre

New member
Eşlerin Birbirlerini Elle Tatmin Etmesi Günah mı? Bir Evlilikte Sevgi, Mahremiyet ve Dinî Hassasiyet Üzerine

Forumda Bir Hikâyeyle Başlamak İstiyorum

Geçenlerde eski bir arkadaşımın anlattığı bir olay aklıma takıldı. İsimlerini değiştirelim; onlara Murat ve Zeynep diyelim. Yaklaşık yedi yıldır evliydiler. Birbirlerini seviyorlardı, birlikte karar almayı biliyorlardı ve dışarıdan bakıldığında aralarında ciddi bir sorun görünmüyordu. Fakat evliliklerinde konuşmaktan çekindikleri, dile getirdiklerinde yanlış anlaşılmaktan korktukları bir konu vardı: Cinsellik ve dinî sınırlar.

Bir akşam, evlilikleri üzerine yaptıkları uzun bir sohbet sırasında Zeynep, eşine daha önce hiç sormaya cesaret edemediği bir soruyu yöneltti:

“Birbirimizi sevdiğimiz, birbirimize sadık kaldığımız ve bunu yalnızca evliliğimizin içinde yaşadığımız hâlde bazı yakınlaşmalarımız günah sayılıyor mu? Mesela eşlerin birbirlerini elle tatmin etmesi dinen yanlış mı?”

Murat önce sustu. Çünkü bu sorunun cevabını bildiğini sanıyordu ama aslında yalnızca çevresinden duyduğu birkaç cümleyi hatırlıyordu. Birileri bunun kesinlikle yasak olduğunu söylemişti, bir başkası ise evli çiftler arasında her şeyin serbest olduğunu savunmuştu.

İkisi de aynı noktada kalmıştı: Duydukları cevaplar birbirinden farklıydı ve hiçbiri konuyu bütün yönleriyle açıklamıyordu.

Murat, meseleyi çözmek için araştırma yapmaya karar verdi. Zeynep ise öncelikle bu sorunun neden kendilerinde utanç duygusu oluşturduğunu anlamak istiyordu. Biri dinî hükmü netleştirmeye çalışırken diğeri, bu hükmün evlilikte nasıl konuşulabileceğini düşünüyordu. İkisi de kendi yöntemince doğru bir cevap arıyordu.

Belki de bu hikâyeyi önemli kılan tam olarak buydu: Bazen eşler aynı soruya farklı kapılardan yaklaşır, ancak ikisinin de aradığı şey huzur ve güvendir.

Peki, eşlerin birbirlerini elle tatmin etmesi gerçekten günah mıdır? Bu soruya cevap verirken yalnızca tek bir cümleye mi bakmalıyız, yoksa dinî kaynakları, mezheplerin görüşlerini ve evlilikteki karşılıklı hakları birlikte mi değerlendirmeliyiz?

1. Murat'ın Araştırması: Evlilik Her Şeyi Serbest Hâle Getirir mi?

Murat, konuyu araştırmaya başladığında ilk karşılaştığı düşünce şuydu: “Eşler arasında olduğu sürece her şey helaldir.”

Bu yaklaşım ona başlangıçta oldukça mantıklı gelmişti. Çünkü evlilik, İslam'da cinsel ilişkinin meşru kabul edildiği bir birliktelikti. Eşlerin birbirlerine sevgi göstermeleri, yakınlaşmaları ve cinsel ihtiyaçlarını karşılıklı olarak gidermeleri evlilik hayatının doğal bir parçasıydı.

Ancak biraz daha araştırınca, evlilikteki bütün davranışların otomatik olarak sınırsız ve hükümsüz kabul edilemeyeceğini fark etti. İslam hukukunda bazı davranışlar açık biçimde yasaklanmış, bazıları ise farklı yorumlara ve şartlara göre değerlendirilmişti.

Dolayısıyla asıl soru, yalnızca “Evliler mi?” değildi. Aynı zamanda “Hangi davranıştan söz ediyoruz, bu davranış hangi şartlarda gerçekleşiyor ve dinî kaynaklar onu nasıl değerlendiriyor?” soruları da önemliydi.

Murat, Kur'an'da eşler arasındaki mahremiyete ilişkin ayetleri incelemeye başladı. Bakara suresinin 187. ayetinde eşlerin birbirleri için birer elbise olduğu ifade ediliyordu. Bu benzetme, birçok insan için yakınlığın yanı sıra örtme, koruma ve karşılıklı bağlılık anlamlarını da çağrıştırıyordu.

Bununla birlikte Murat, bu ayeti belirli bir cinsel davranış hakkında tek başına kesin hüküm veren bir ifade olarak yorumlamanın doğru olmayacağını anladı. Bir ayetin genel anlamı ile fıkıh âlimlerinin o ayetten çıkardıkları hükümler arasında dikkatli bir ayrım yapılması gerekiyordu.

Araştırmasını sürdürürken bir başka önemli ayrıntıyla karşılaştı: Eşlerin birbirlerini elle tatmin etmesi konusu, kişinin kendi kendini tatmin etmesiyle aynı mesele olarak ele alınmak zorunda değildi.

Çünkü burada söz konusu olan, evlilik içindeki karşılıklı yakınlaşmaydı. Bu nedenle konuyu değerlendirirken yalnızca kişinin kendi cinsel davranışlarına ilişkin genel hükümleri aktarmak, sorunun bütününü açıklamaya yetmeyebilirdi.

Murat'ın ilk öğrendiği şey şuydu: Bir dinî sorunun cevabını ararken benzer görünen durumları birbirine karıştırmamak gerekiyordu.

2. Zeynep'in Sorusu: Peki, Bu Konuda Neden Bu Kadar Farklı Görüş Var?

Murat araştırma yaparken Zeynep de kendi düşüncelerini toparlamaya çalışıyordu. Onun zihnini meşgul eden yalnızca günah meselesi değildi. Çocukluğundan beri cinsellik hakkında konuşmanın ayıp sayıldığı bir çevrede büyümüştü. Evlendikten sonra bile mahrem konuları açıkça dile getirmekte zorlanıyordu.

Bir gün Murat'a şöyle dedi:

“Biliyor musun, bazen neyin dinî bir hüküm olduğunu, neyin insanların kendi yetiştikleri çevreden öğrendiği bir düşünce olduğunu ayırt edemiyorum. Bir davranışa günah denildiğinde hemen korkuyorum. Ama bunun hangi kaynağa dayandığını sormaya da çekiniyorum.”

Bu söz Murat'ı düşündürdü. Çünkü o, sorunun cevabını bulmaya odaklanmıştı; Zeynep ise cevabın insanlarda oluşturduğu duygusal ve toplumsal etkileri fark ediyordu.

Burada kadınların ve erkeklerin her zaman farklı düşündüğünü söylemek elbette doğru olmaz. İnsanların yaklaşımını cinsiyetlerinden çok kişilikleri, eğitimleri, deneyimleri ve yetiştikleri ortamlar şekillendirebilir. Murat'ın çözüm odaklı tavrı da Zeynep'in ilişkisel yaklaşımı da yalnızca kendilerine özgü özelliklerdi.

Zeynep'in sorusu, araştırmanın yönünü değiştirdi. Artık yalnızca bir hüküm aramıyorlardı; farklı görüşlerin neden ortaya çıktığını da anlamaya çalışıyorlardı.

İslam hukukunda cinsel davranışlara ilişkin hükümler değerlendirilirken Kur'an, hadisler, fıkıh ilkeleri ve mezheplerin yorumları dikkate alınır. Ancak her konuda bütün âlimlerin aynı görüşte olduğu söylenemez. Bazı meselelerde açık hükümler bulunurken bazılarında genel ilkelerin belirli durumlara nasıl uygulanacağı konusunda yorum farklılıkları ortaya çıkabilir.

Eşlerin birbirlerini elle tatmin etmesi de bu çerçevede değerlendirilmesi gereken konulardan biridir. Kişinin kendi kendini tatmin etmesine ilişkin fıkhî tartışmalar ile eşler arasındaki cinsel yakınlaşmaya ilişkin değerlendirmeler birbirinden ayrılmalıdır.

Zeynep, böylece önemli bir ayrımı fark etti: Bir davranışın dinî açıdan değerlendirilmesi ile toplumda o davranış hakkında oluşan utanç veya suçluluk duygusu aynı şey değildi.

Peki, bir davranışın dinen yasak olduğuna inanan biriyle bunun yasak olmadığını düşünen biri, birbirini yargılamadan konuşabilir miydi?

3. Tarihin İçinden Gelen Sesler: Mahremiyet Her Dönemde Aynı Şekilde Konuşulmadı

Murat ve Zeynep, araştırmalarını sürdürürken geçmiş dönemlerde evlilik ve mahremiyetin nasıl ele alındığını da merak ettiler.

Tarih boyunca cinsellik, yalnızca iki insan arasındaki özel bir mesele olarak görülmedi. Aile yapısı, toplumsal düzen, dinî inançlar, tıp anlayışı ve ahlak düşüncesi bu alanın sınırlarının belirlenmesinde etkili oldu.

Geleneksel toplumlarda cinsel konuların açıkça konuşulmasının sınırlı olması, insanların bu konularda bilgiye erişimini zorlaştırabiliyordu. Bununla birlikte geçmişte mahremiyet hakkında hiç konuşulmadığını düşünmek de doğru değildir. İslam medeniyetinde aile hayatı, evlilik hukuku, temizlik, cinsel ilişkinin sınırları ve eşlerin hakları üzerine yazılmış fıkıh eserleri bulunuyordu.
 
Üst