Nankör ne yapar ?

Duru

New member
Nankör Ne Yapar? Sosyal Yapıların Etkisi Üzerine Bir İnceleme

Kadınlar ve erkekler toplumda farklı şekillerde kodlanmış ve çoğu zaman toplumun dayattığı normlara göre şekillenen bir yaşam sürüyor. Ancak bu normlar, toplumsal cinsiyet, ırk ve sınıf gibi faktörlerin etkisiyle daha da karmaşık hale geliyor. Nankörlük, bu karmaşıklığın bir sonucu olarak karşımıza çıkabilir; çünkü çoğu zaman bir kişinin hareketlerinin ardında, ait olduğu sosyal yapının dayattığı bir davranış biçimi yatar. Toplum, bireyleri sürekli olarak belli kalıplara yerleştirirken, bu kalıplar da bazen yanlış anlamalara ve çıkarcılığa yol açabiliyor. Peki, nankörlük diye tanımladığımız olgu gerçekten de her zaman bireysel bir özellik mi, yoksa toplumsal yapının bizlere dikte ettiği bir davranış mı? Bu yazıda, nankörlüğü toplumsal cinsiyet, ırk ve sınıf gibi faktörler çerçevesinde derinlemesine incelemeye çalışacağız.

Toplumsal Yapılar ve Eşitsizlikler

İlk bakışta, nankörlük kişisel bir özellik gibi görünebilir. Ancak bir kişinin "nankör" olarak tanımlanıp tanımlanmayacağı, çoğu zaman içinde bulunduğu toplumsal yapıyla doğrudan ilişkilidir. Toplumlar, bireylerin davranışlarını şekillendiren sosyal normlar ve kurallar üzerinden işler. Bu yapılar, zamanla eşitsizliklere neden olabilecek bir güç dengesizliği yaratabilir. Kadınlar, erkekler ve diğer cinsiyetler arasındaki eşitsizlikler; ırk, sınıf ve toplumsal statü gibi faktörler bu dengeyi bozan unsurlar olabilir. Örneğin, toplumda genellikle kadınların duygusal ve bakım verici rollerle ilişkilendirildiği bir ortamda, bir kadının birisine duyduğu bağlılık ya da şükran, "doğal" kabul edilirken, aynı davranış bir erkek tarafından gösterildiğinde "nankörlük" olarak nitelendirilebilir. Toplumun, "ne olursa olsun yerini bilen" erkekler ve "fedakâr" kadınlar gibi beklentileri, bireylerin hareketlerini belirler.

Kadınların Perspektifi: Empati ve Bağlılık

Kadınlar, genellikle toplumsal yapının etkisi altında olan ve bu yapının onlara yüklediği görevleri yerine getirmeye çalışan bireyler olarak tanımlanır. Empati ve bağlılık gibi değerlerle ilişkilendirilen kadınlar, birine yardım etme ve fedakârlık gösterme konusunda teşvik edilir. Ancak, kadınlar bazen bu beklentiler doğrultusunda kendilerini "görülen" ya da "ödüllendirilen" bireyler olarak değil, toplum tarafından hak edilmiş bir hizmet sunucusu olarak hissedebilirler. Eğer bu rollerine karşılık aldıkları minnettarlık ya da değer sadece "görülmeyen" ya da "yetersiz" kalıyorsa, bu durum kadının yaşadığı hayal kırıklığına ve zamanla bir tür "nankörlük" hissine yol açabilir. Peki, burada nankörlük gerçekten kadınların kişisel bir davranışı mıdır, yoksa toplumun kendilerine verdiği değeri sorgulama biçimi midir? Cevap belki de şudur: Kadınlar, toplumsal cinsiyet rollerinin onları duyarlı ve fedakâr olmaya zorlaması sonucu, zamanla kendilerini daha az değerli hissedebilirler. Bu, nankörlük gibi görünen bir tavırdan çok, kendini görmezden gelinmişlikten doğan bir tepki olabilir.

Erkeklerin Perspektifi: Çözüm Odaklı Yaklaşımlar ve Toplumsal Beklentiler

Erkeklerin ise toplumsal yapının etkisiyle çözüm odaklı yaklaşımlar geliştirmeleri beklenir. Toplumda erkekler, genellikle güçlü, çözüm üreten ve bağımsız bireyler olarak kodlanırlar. Ancak bu kodlama da bazen erkeklerin duygusal ihtiyaçlarının göz ardı edilmesine yol açar. Bir erkek, duygusal ya da manevi olarak bir şey beklediğinde, bu durum genellikle toplumun gözünde "zayıflık" olarak değerlendirilir. Bu noktada, bir erkek nankörlükle suçlandığında, bu suçlama sadece onun hareketlerini değil, toplumsal normların onu zorladığı duygusal engelleri de gözler önüne serer. Erkeklerin "göstermemesi gereken" duygusal ihtiyaçları, bazen onların çözüm odaklı, "güçlü" davranışlarını taklit etmelerine neden olabilir. Bu da zamanla içsel bir çatışma yaratır. Erkeklerin nankör olarak damgalanmasının arkasında, onların toplumun dayattığı kalıplara uymaya çalışırken kendi duygusal ihtiyaçlarını baskılamaları yatabilir.

Irk ve Sınıf Faktörleri: Eşitsizliklerin Derinleşen Yansıması

Irk ve sınıf gibi faktörler, toplumsal cinsiyetin ötesinde de nankörlük algısını şekillendirebilir. Özellikle alt sınıflardan gelen bireyler, daha önce değinilen toplumsal normlarla mücadele ederken, aynı zamanda ırkçılık ve ekonomik eşitsizlik gibi engellerle de karşı karşıya kalırlar. Toplum, genellikle ırk ve sınıf farklarına göre belirli gruplara "değerli" ya da "değersiz" etiketleri yapıştırırken, bu grupların "nankörlük" gibi olgularla ilişkilendirilmesi, daha fazla haksızlığa yol açabilir. Sınıf farklılıkları, bireylerin yaşadığı sosyal çevreyi doğrudan etkilerken, ırkçılıkla şekillenen algılar da nankörlükle suçlanan bireylerin yaşadığı olguları derinleştirir. Özellikle alt sınıflardan gelen ve ırkçılığa maruz kalan bireyler için, "nankör" gibi genellemeler, onların toplumdaki gerçek yerlerini ve yaşadıkları zorlukları göz ardı eder.

Sonuç ve Düşündürücü Sorular

Nankörlük, çoğu zaman bireysel bir özellik olarak kabul edilse de, toplumsal yapıların ve eşitsizliklerin derin etkilerini göz ardı etmemek gerekir. Toplumsal cinsiyet, ırk ve sınıf gibi faktörler, bu davranışların kökenini anlamamıza yardımcı olabilir. Kadınlar ve erkekler farklı şekillerde toplumsal normlarla biçimlendirilirken, ırk ve sınıf gibi faktörler de bu durumu daha da karmaşıklaştırır.

Bu noktada, şunları sormak gerekebilir:

- Nankörlük, gerçekten de bireysel bir özellik mi, yoksa toplumsal yapının bizi sürüklediği bir tepki mi?

- Toplumsal normlar, kadınların ve erkeklerin birbirlerine ve toplumlarına karşı olan tutumlarını nasıl etkiler?

- Irk ve sınıf gibi faktörler, bireylerin nankörlük olarak değerlendirilen hareketlerinde nasıl bir rol oynar?

Bu sorular, daha adil bir toplum için yapmamız gereken önemli sorgulamalardır.
 
Üst